Haberler

BOZKIRIN DEMİRCİ USTALARI

324

“Topraklarımızın maddi kültüre ait birçok eşyanın meydana geldiği bir yer, kaynak olduğunu söylersek abartmış olmayız” denmiştir Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in “Büyük Bozkırın Yedi Özelliği” başlıklı makalesinde.

Tarihle ilgili Avrupa merkezli bakış açısına sahip olan kimi insanlar “Göçebeler konar-göçer yaşam sürmüşler, büyük şehirlere ve üretim yerlerine sahip değillerdi” gibi yanlış anlayış oluşturmuşlardır. Gerçekte Ulusun Lideri Nazarbayev’in “Büyük Bozkırın Yedi Özelliği” makalesinde belirtildiği gibi topraklarımız maddi kültüre ait birçok eşyanın meydana geldiği bir yerdir, kaynaktır.

ESKİ TÜRKLERDE MADEN OCAKLARI


Türkler arasında demiri hamur gibi yoğuran, çelikleri ergiten ustaların kutsal sayılma kültü eski zamanlarda meydana gelmiştir. Meşhur Reşididdin Tarihi’nde eski atalarımız Ergenekon’da kapalı ve çaresiz kaldıklarında Demirci ustanın yetmiş öküzün tulumundan körük yapıp onunla dağın demir kısmını erittiği ve Türklerin böylece ata yurtlarına ulaştıkları anlatılır. Hun devrindeki ilk üstün kahramanlığının yanı sıra Büyük Bozkırı sarsan kudretli hükümdarın adının Demirci (Timuçin, Demir/Temir) olması da boşuna değildir. Bunun gibi tüm Türkistan’da rönesans devrini başlatan Emir Timur’un (Temür) adının da bu mukaddes kutsallığın kalıntısı olduğunu söylemek mümkündür. Bundan dolayı yeni yüzyılda fırında maden üreterek çelik gibi sertleşen madenci Cumhurbaşkanının madenciliği Türklerin eski temel uğraşı olarak değerlendirmesi gelenek devamıdır! Alatau’daki Yesik’te, Altay’daki Berel’de, Tarbagatay’daki Yeleke’de Altın adamların bulunması başarılı kuyumculuk sanatı geleneğinin engin bozkırda eski dönemlerden beri çok yaygın olduğunu göstermektedir. İlk Büyük Bozkırda beslenip evcilleştirilen atın süslü araç ve gerçleri, demir üzengisi, asil koşu atı gemi, atlı kahraman askerin zırhı ile diğer araç gereçleri madencilik zanaatının paha biçilmez ürünleridir. Dağ boğazlarındaki atalardan miras kalan kaya resimlerinde uzun çelik mızrağı cesurca tutup elindeki saçaklı bayrağı yukarı kaldıran, altındaki ata da demirden çul giydiren ve tam teşekküllü Türk askerinin suretine sık rastlarız. Bu, eski zamanlardan ulaşan Türk yiğidinin kahramanlık tarihinin sembolü, destanlarımızda sözle tasvir edilen ve hepimizin bildiğimiz tanıdık kahramanın taşlardaki yansısıdır. Destanlarda “üzengisi altın halka, kuskunu som altın, şaprağı yine altın” diye tasvir edilen kahramanlardır. Bundan olmalıdır ki Türk hükümdarları demirciye, ustaya, zanaatçıya büyük değer ve özel sosyal statü vermiştir. Toplumda çeşitli usta gruplarının meydana geldiği, ata uğraşı ile meşgul olan bu grupların becerilerine göre daha sonra boylara da dönüştüğü olmuştur. Örneğin demir ergitenlere çelikçi, gübreden yakıt yapanlara gübreci, yüksek at arabalılara televler, kağnı yapanlara kanglılar denmiştir. Adları geçen boyların Kazakların etnik kökeni yapısında özel birer yerleri mevcuttur ve onların nesilleri bugün aramızda bulunmaktadır. Eski destanlardan Oğuzname’de ilk kağnıyı icat eden ustanın adı kayıtlıdır. Eserde “Oğuz Kağan’ın çerisinde akıllı, iyi, becerikli bir er vardı. Adı Barmaklıg Coşun Billig idi. Bu becerikli kişi bir kağnı yaptı. Kağnı üzerine cansız malları yükledi, baş tarafına canlı malları koştu. Çektiler, gitti. Oğuz Kağan’ın nökerleri ve halkı, hepsi, bunu gördüler ve şaştılar. Onlar da kağnı yaptılar” bilgileri mevcuttur. Efsane, kağnının çıkış tarihini böylece anlatmaktadır.

BAKIR VE ALTINDA ZENGİN SAKA ÜLKESİ


Akademi üyeleri, ünlü bilim insanları Kanış Satbayev ile Alkey Margulan, kendi araştırma çalışmalarında Merkez, Kuzey ve Doğu Kazakistan bölgelerinin eski devirlerde büyük maden merkezleri olduğunu belirtirler. Özellikle Merkez Kazakistan’daki “Kırık Şurık”, “Kalayı Kazgan”, “Mın Şunkır”, “Bes Şurık”, “Jezkazgan”, “Kenkazgan”, “Usta”, “Kara Temir” ve “Temirtau” gibi maden yataklarının ilk Tunç Çağı’nda meydana geldiğine, orta çağda ve sonraki devirlerde bazı yatakların işletilmesine devam edildiğine dair bilgilere rastlanmaktadır. Tunç Çağı’nda yaşayan insanlar bu bölgedeki maden yataklarından bakır, sac gibi metal çeşitleri üreterek ihtiyaçlarını karşılayabilmişlerdir. Büyük Bozkırda metali işleterek günlük yaşamda kullanma geleneği Saka döneminde çok hızlı gelişmiştir. Örneğin Yunan kaynaklarında Saka, Sarmat, Massaget ülkelerinde bakır ve altın yataklarının bol olduğu ve halkın metal üretme işini iyi bildiği belirtilir. Herdeot ile Srabon’un kayıtlarında ise “Asya İskitlerinde Altın o kadar çok ki tamamen altınla süslü başlıklar giyerler. Altlarındaki atların koşum takımları da altınla işlenmiştir” diye geçer. Kazakistan topraklarında bulunan birkaç altın adam bahis konusu tarihȋ kaynaklara delil nitelikli olup Türk uygarlığınn şatafatını dünyaya sergilemiştir. A. Margulan, Heredot’un belirttiği bakır ve altında zengin Asya İskitleri ülkesine günümüz Kazakistan’ın Merkez ve Kuzeydoğu sınırları ile Altay, Tarbagatay bölgelerinin denk geldiğini kaydeder. Altay bölgesinde ta Tunç Çağı’nda, Saka devrinde çeşitli metal türleri üretilmeye başlamıştır. Tanınmış arkeolog S. İ. Rudenki, Altay bölgesinde araştırmalar yapıp bölgenin pek çok altın yataklarını bulunduran eski ve büyük metalürji merkezlerinden biri olduğu kanaatine varmıştır. Altay’daki Saka devrine ait Arcan, Berel, Şilikti kurganlarında pek çok altın eşya bulunup gurur kaynağına dönüşmüştür. Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in makalesinde dikkatleri Altay’a çevirmesinin nedeni Altay’ın Saka devrinden itibaren tüm Türk’ün altın beşiği ve büyük metalürji merkezi olmasıyla ilişkili olmalıdır. “Gözle gönlün devası Altay, Havası maden kokan Altay, Toprağı altınla gümüz yatağı Altay” diye Altay’ı şiirine katan şair İsa, atalar ruhunun gücüyle zengin maden kaynaklarına sahip Altay’ın büyük hazine mekânı olduğunu jeoloji araştırmacılarından önce algılayıp gıptayla tasvir etmiştir. Ünlü Türkolog N. Ya. Biçurin: “Altay Dağı Çin Vakayinamelerinde Tsin-Şan biçiminde geçer, Altın Dağ anlamına gelir” (Türk-Moğolca “altan” altın anlamı verir)” sonucuna varır. Bu nedenle halk arasında eski zamanlarda oluşan “Altay’ın köşe bucağı altın dolu” kavramının saklı kalması bir tesadüf değildir.

DEMİR İŞLETMELİĞİ, HALKIN TÜMÜNE AİT BİR UĞRAŞTIR


Geleneksel metal işletmeciliğinin daha sonraları Hun, Üysin ve Kanglı devletleri dönemlerinde de askerȋ ve günlük yaşam açısından büyük öneme sahip olduğu, bakır ve demirden silah çeşitleri ile çeşitli eşyalar imal edildiği malumdur. Demir, kurşun ve atlın başta olmak üzere metal işletmeciliği, Türk Kağanlığı devrinde büyük bir hızla gelişmiştir. Eski Türklerin madencilik uğraşı ile ilgili kaynaklar Türklerin tarih sahnesinde yer aldığı dönemlerle doğrudan ilişkilidir. Bununla ilgili Çin vakayinamelerinde Altay Dağı’na göç eden Aşina Türklerinin ilk başta siyasi bakımdan Cücen İmparatorluğu’na bağlı olup vergi olarak demir ürettiklerini kaydedilir. Tarihȋ kaynaklara göre Cücen hükümdarı Anahua’nın Türklerden “benim demir üreticilerim” diye bahsetmesi demircilik / ustalık geleneğinin Türklerin ana uğraşlarından biri olduğuna delildir. L. N. Gumilev’in “Göçebeler demiri eskiden bilirdi, ancak demirin halk arasında genel kullanıma sunulmasını başaran sadece Türkler olmuştur” fikrinden atalarımızın demir işletmeciliğini halkın tümüne ait bir uğraşa dönüştürdükleri anlaşılmaktadır. Altay, Hakas ve Tıva topraklarında yürütülen arkeolojik araştırmalar sonucunda Türk devrinden kalma maden yatakları ile ocaklarının kalıntıları tespit edilmiştir. Аrkeolojik buluntuların arasında Eski Türk dönemine ait mızrak, ok, yay, topuz ve kılıç gibi demirden yapılan silahların bolca bulunması, demirciliğin Eski Türklerde çok gelişmiş olduğunun göstergesidir. Türkler demirden verimli olarak faydalanmakla birlikte silah ve zırh takımlarının en iyi örneklerini elde etmişlerdir. Bu süreç Büyük Bozkırda Türklerin askerî gücünün hızlı olarak artmasını, Orhun abidelerinde geçtiği gibi dünyanın dört bir tarafını fethetmesini de büyük ölçüde etkilemiştir. Türk Kağanlığı topraklarını genişleterek kuvvetli bir devlet olduğu sırada Büyük İpek Yolu Türklerin yönetimine geçmiştir. Büyük Bozkırın atar damarı hâline gelen İpek Yolu Türklerin ticaret, ekonomi ve siyasi diplomasisinin gelişmesini de büyük ölçüde tetiklemiştir. Bu sebeple Batı ile Doğu’nun altın köprüsü olan Büyük Bozkır, çeşitli etnosların yaşamlarını bir arada sürdürmelerini de sağlamıştır. Büyük İpek Yolu’nun boyunda çeşitli demirlerden yapılan eşyalar ve demir türlerinin mal olarak değer bulduğu bilgisine yazılı belgelerde rastlanır. Bu yüzden de bazen çelik yolu olarak da açıklanır. Örneğin, Türklerin Doğu Roma İmparatorluğuna demir satışını yaptıkları hakkındaki bilgiler Bizans yazıtlarında da yer almıştır. Bizanslı elçi Zémarque kendisini karşılayan Türklerin ona demir sattıklarını, kendilerinin siyasi güç kuvvetini göstermek için demir madeni ile çeşitli ürünleri sunduklarını beyan etmiştir. Zémarque ziyareti sırasında Batı Türk Kağanı Dizabul’un (İstemi Kağan) kabulünde bulunarak Kağanın görkemli otağını şu şekilde tasvir etmiştir: “...biz Kağanla avlandığı sırada görüştük. Kağan bizi kendisinin ipekle bezendirilmiş çadırına getirdi. Otağın içi altından taht, altın kap kacaklar, gümüşten yapılan eşyalar, altından yapılan hayvan heykelleri ve diğer değerli eşyalarla doluydu. Daha sonra bizleri başka bir çadıra götürdü, onun da duvarları altın kaplıydı, içi altın ve gümüş eşyalarla doluydu, insanın gözünü kamaştırıyordu. İşte, Türk Hükümdarının altın kaplı otağı bu şekildeydi.” Batı Türk Kağanı Dizabul’un o sıralarda İki Dağ ismini alan Karadağ ve Aladağların arasında hüküm süren ünlü İstemi Kağan olduğunu gözönünde bulunduracak olursak, Karadağ’ın çok eski dönemlerden beri madenlere zengin olduğu hususu ortaya çıkar.

KAZAK SOYLULARININ ÖZEL MADEN OCAKLARI



Bu bakımdan L.Gumilyov’un “Türkler dünya tarih sahnesinde Merkezî Asya’da ilk defa demiri sanayi yoluyla işleten halkların biri olmuştur.” şeklindeki yorumu bu tür bilgilere dayandığına işaret etmektedir. Kazak bozkırlarında uzun yıllar boyunca kullanılagelen bronz ve demir dönemlerinden kalan maden ocaklarını işletme işi daha sonra Kazak Hanlığı sırasında da devam ettiği ve han-sultanların özel maden ocaklarının olduğu hakkında ilgi çekici bilgiler bulunmaktadır. Örneğin, Kökşetau’ın yanında ünlü bilgin Şokan’ın babası Velihan Han’ın bakır ve kurşun üreten özel maden ocaklarına sahip olduğu hakkında Kazak topraklarına gizli görevle gelen Sibirya Bölümünün casusu F.Nazarov’un notunda belirtilmiştir. О, notunda Velihan Han’ın kendisine ait “Bin Çukur” ocağını Rus araştırmacılarına göstermek istemeyip Şangina gezisini başka yöne çevirdiğini beyan etmiştir. Halk arasında hana ait olan maden ocaklarını Rus araştırmacılarına veya yabancı başka birilerine gösterecek olursa, sert ceza alacaklar diye yasaklanmıştır. Alkey Marğulan’ın araştırmalarında özel maden ocakları Tavke Han ve Abılay’ın döneminde de olduğunu beyan eder. Аltın veya diğer değerli maden ocakları sadece han sülalesine ait olup, bu gelenek Kazak toplumunda uzun süre devam etmiştir. Hana ait olan altın ve gümüş maden ocakları hanın özel askerleri tarafından soyguncular ve yolculardan korunmuştur. Hanın altınını (maden ocağını) koruyan askerler hakkında halk arasında “altın koruyan yiğitler” şeklindeki tarihî efsaneler Tarbağatay ve Altay’dan Kökşetau’a kadarki yerlerde yayılmıştır. Bu ilginç veriler Herodot’un kayıtlarındaki Saka hükümdarlarının altını koruyan simurglar hakkındaki efsaneyi hatırlatmaktadır. Anılan efsanelere delil olan Altay’daki Saka kurganlarından (Berel, Pazırık) simurg heykellerinin bulunduğunu da belirtmek gerekir. Еski Türklerdeki demir işleme, demircilik geleneği daha sonra bazı Türk kavimlerinde devam etmiştir. Örneğin, Altay’daki Şor, Kuman ve Tubalar demirciliği esas zanaat olarak seçerek daha sonraki yüzyıllarda demirden çeşitli eşyalar yaparak Cungarlara vergi ödedikleri hakkında ilginç veriler bulunmaktadır. Bunu Türk dönemindeki geleneksel demir üretiminin tarihî bağı olarak da incelemek mümkündür.

“DEMİRCİ” DAĞINDAN TEMİRTAU’A KADAR


Bununla birlikte demircilikle ilgili “Temir Kapıg”, “Bakırlık Tag”, “Bakırçak”, “Temir Tag”, “Gümüş Tepe” gibi yer ve su isimlerinin de muhafaza edildiğini belirtmek gerekir. Bunların sırasında Karkaralı İlçesindeki büyük maden ocaklarının biri “Demirci” dağının ismi tâ eski dönemlerden beri mevcut olan bir isim olması mümkündür. Eski Türklerdeki demircilik geleneğinin bir delilidir. XIX.yüzyılın sonunda Demirci Dağı’na gelen yer bilimci G.D. Romanovskiy adı geçen yerden demir üreten maden ocağının yerini bulduğunu beyan etmiştir. Daha sonra Demirci Dağı’nın bulunduğunu Merkezî Kazakistan bölgesi demir üreten büyük bir merkez hâline gelerek ünlü Temirtau metalurji fabrikasının inşa edildiği bilinmektedir. Temirtau, Kazak metalurjisinin hazinemizi zenginleştiren çelik nesli hazırlayan kutsal bir kenttir. Kazak etnografisinin tarihinde siyah demiri hamur gibi yoğurarak silah ve eyer takımını yapmış, altın ve gümüşten süs eşyalarını üreten zanaat ustalarının bulunduğu bilinir. Söz varlığımızda bulunan “temir” (“demir”), “temirci” (“demirci”), “darkan” (“darhan”), “zerger” (“kuyumcu”), “usta”, “körük”, “tös” (“örs”) ve bu konuyla ilgili diğer binlerce isimlerin eski dönemlerde oluştuğu ve Kazakların temel sözcük hâline geldiği doğrudur. Bugünlerde de zanaat ustalığı milletin hafızasında muhafaza edilerek geleneksel olarak devam etmektedir. Ustanın dükkana, körük ve örse tapınması halkın görüşünü göstermektedir. Örneğin, demirciliğin piri olan Hazreti Davut hakkında bu şekilde anlatılmıştır:

Havadan kömür inderen,

Ateş yakmadan demiri eriten!

Körüğü ses çıkarır,

Balyoz ve örse vurur,

Er Davut, Pirim, sen kolla!

Аltay’ın karşı tarafındaki akrabaların demircilik geleneğini yeniden canlandırdığını gördüğümüzde çok kıvanç duyduk. Ataları demir döven Kazaklar demirciliği, maden kazmayı ve ustalığı şimdi ata mesleği olarak kabul ediyor mu? Çocukluğumuzda her evde eyer takımıyla birlikte balyoz, örs ve bileği olurdu. Bu geleneğin şimdi de devam ettirilmesini, her evde eyer takımı, örs ve balyozun bulunmasını temenni ediyoruz. Bu nesnelerin gençlerin demircilik zanaatını ata mesleği olarak kabul etmelerinde olumlu vazife üstleneceği kanısındayım.

Prof.Dr. Darhan KIDIRALİ

Kazakistan Millî Bilimler Akademisi Muhabir Üyesi


Ay:
Yıl:

Listeye geri dön

Konuşmalar

Özgeçmişler /

Tümü
Александр Васильевич Адрианов
Түрколог-жаратылыстанушы, тарихшы-археолог,физика-математика ғылымдарының кандидаты